Loading...
Loading...
İLİŞKİLERDE EMPATİK YAKLAŞIMIN ö NEMİ İLİŞKİLERDE İLETİŞİMİN SORUN çö ZMEDEKİ ETKİSİ İNSANLARLA İLİŞKİMİZDE DEĞER ARAYIŞIMIZ VE DEĞERSİZLİK D ü Ş ü NCELERİMİZİN SEBEPLERİ Empati; kendimizi karşımızdak...
İLİŞKİLERDE EMPATİK YAKLAŞIMIN ÖNEMİ
Expert opinion and detailed information
İLİŞKİLERDE EMPATİK YAKLAŞIMIN öNEMİ
İLİŞKİLERDE İLETİŞİMİN SORUN çöZMEDEKİ ETKİSİ
İNSANLARLA İLİŞKİMİZDE DEĞER ARAYIŞIMIZ VE DEĞERSİZLİK DüŞüNCELERİMİZİN SEBEPLERİ
Empati; kendimizi karşımızdakinin yerine koyarak onun duygularını anlamaya çalışmak, bunun için çaba sarfedebilmektir. Empatiyi karşımızdakine verdiğimiz ödül, bağış gibi değerlendirmek doğru bir yorum değildir. önce kendimiz için empati yapmalıyız. Karşımızdakini anlamadığımız sürece, kendimizi anlatamayız. Onun neyi nasıl anladığını, zihninin nasıl çalıştığını, olayları nasıl algıladığını, zayıf yönlerini, hassasiyetlerini anlamadığımız takdirde kendimizi anlatamayız.
İkili ilişkilerde yaşanan sorunlar ilişkiyi bitirmeyi gerektirmiyorsa, mevcut durumu kendimiz için en uygun hale getirmeliyiz. Empati yapabilmek bu noktada önemlidir. Empati yapabildiğimiz zaman karşımızdaki kişinin gerçek kişiliğini tanıma fırsatımız olur, bu da bize yaşanan krizleri çözmek adına güç verir. Karşı tarafı anlamaya yönelik davranış sergilememiz onun beklediği şekilde davranış geliştirmemizi gerekli kılmaz. Bazen karşı tarafın beklentileri bizim davranışımızla örtüşmez, bu noktada da açıkça sorunların konuşulması gerekmektedir. Kimi zaman ilişkiden eskisi kadar heyecan duyulmadığı, değerli hissedilemediği, mutlu olunmadığı gibi durumlar söz konusu olabilir. Böyle durumlarda karşı tarafla empati kurularak ilişkinin değil aslında ilişkinin o halinin sorun teşkil ettiği şeklinde yorumlayabilmek soruları çözmede daha işlevsel bir yöntemdir.
Empati, kişisel tepkilerin bastırılması şeklinde yorumlanmamalıdır. Kızgınlığı, kırgınlığı, öfkeyi karşı tarafa ifade etmek önemlidir. Empati karşı tarafı yaralamadan kendimizi ifade etmektir, ifade etmemek değil. Empati duygulardan vazgeçmek değil, duygularımıza kulak vererek onları samimi bir şekilde karşı tarafa aktarmaktır. Karşı tarafın da neler hissedeceğine dair öngörülü olmaktır.
Bireylerin ebeveynleriyle olan ilişkileri çoğu zaman karşımıza anlaşılmak, korunmak, istenilen şeylerin yapılması gibi çıkar. Anlamayı, empati kurmayı karşımızdakinin beklentilerini karşılamak olarak algılamızın bir sebebi bu olabilir. Bu şekilde bir algılama empatinin bizim tarafımızdan taviz olarak görülmesine yol açar. Bu durum da karşı tarafı dinlemek yerine söyleyeceklerini düşünmemize ve sürekli kendimizi savunmak zorunluluğu hissetmemize neden olur.
Empatiyi en alt düzeyde gerçekleştirenler karşısındakini dinlerken sorunu üstlenip çözmeye çalışır. Dinleyen ve karşısındakinin sorunlarını çözmede bu kadar etken olan kişiler, karşısındaki kişinin kendisiyle ilgili sorunlarında aynı duyarlılığı çoğu zaman gösteremeyebilir. Karşı tarafla empati ilişkisini kurabilmek özellikle de kendimizle ilgili konularda empatik yaklaşımı sabırla sonuna kadar yürütmek zordur. Karşımızdakinin davranışları bencil dahi olsa "boyun eğmeden" ama ona da zarar vermeden kendimizi savunmamız sorunları çözebilmek adına en tercih edilmesi gerekli olan yoldur.
çevremizdeki insanların yaşamış oldukları bir sorunla ilgili bizimle bir paylaşımda bulunduklarında empati yapmak adına karşıdakine "akıl" verilmeye çalışılmamalıdır. Karşımızdaki kişi bizden yardım beklemeksizin sadece yaşamış olduğu olumsuz yaşam deneyimini bizimle paylaşmak isteğinde olabilir.
Hisler üzerinden anlamak empatinin en üst sınırıdır. Karşımızdakini, onun kişiliğini, yaşantısını, geçmişini, yaşadıklarını, duygusal tavrını gözardı ederek anlamaya çalışmak hissederek anlamaya engeldir. Birini kelimeler üzerinden anlamakla, onun yaşadığı olaylar karşısında duygularını anlamak farklıdır.
Kadın erkek ilişkilerinde yaşanan çoğu zorluk empati yoksunluğundan kaynaklanmaktadır. Empati yapmaksızın karşımızdakini anlamaya çalışmak, değerlendirmek ilişki içinde krize yol açar. Her iki tarafın birbirlerini anlama noktasında kendilerinden kaynaklanan bir kapanıklılıklarının olup olmadığı fark etmek oldukça önemlidir. Bu kabulleniş insanların birbirini anlamak için özel bir çaba harcayabilmesini de beraberinde getirir. özeleştiri yapabilmeyi kolaylaştırır. Karşı cinsi kendi üzerimizden anlamaya çalışmak ilişkilerin büyük çoğunluğunun tükenmesine neden olur.
İlişkilerde yaşanan krizlerin diğer sebepleri arasında konuşabilmek ve konuşamamak yatar. İkili ilişkilerde konuşmak, ilişkinin başlaması, devam etmesi, duyguların yaşanması ve paylaşılması açısından olmazsa olmazdır. İlişkilerin temelini konuşma oluşturur. Beden dili de bu noktadaki yeri özellikle duygularımızla ilgili mesajı daha güçlü ve daha net veriyor olmasıdır. Duygu sözlerden ziyade bedende yaşanır. Gerçek duygulara aykırı her davranış bedenin tepki vermesine neden olur. Yalan söylemek, abartmak, gizlemek gerçeklikle çatışır ve beden buna tepki verir. Bedenin bu tepkisi iletişimin tıkanmasına neden olur.
Beden dili konuşmayla gelen mesajları daha iyi anlamak için değerlendirilir, tek başına bir iletişim aracı olarak kullanmak yeterli değildir. Konuşma olmazsa karşımızdaki kişiyle ilgili hiçbir şeyi bilemez ve anlayamayız, sadece kişisel ölçütlerimiz doğrultusunda yorum yaparız. Bu yorumlama yanlış değerlendirmeleri beraberinde getirir. Bu bizim kendi kendimize kurduğumuz bir iletişimdir. Oysa iletişim karşılıklı bir olgudur. Davranışların, konuşarak iletişim kurmaktan daha yoğun şekilde kullanıldığı bir ilişkide pek çok yanlış anlama ve iletişim kazası meydana gelir ve bu da ilişkiyi felce uğratır. Duygular söylendiğinde sorumlulukları da beraberinde getirir, gelecek olan sorumlulukların bilincinde olunması öngörülü bir yaklaşımla üstlenilmeye hazır olunması önemlidir.
Peki niçin konuşmuyoruz? Bu soru pek çok açıdan cevap bulabilir. Bunlardan bir kaç tanesinden bahsetmek gerekirse; zayıf görünmek, ilişkiyi kaybetme düşüncesi, suçlanma, eleştiriye karşı kaygı bizi konuşmaktan, duygularımızı, düşüncelerimizi aktarmaktan alıkoyar. Kendini açıkça ifade edememe geçmiş olumsuz yaşam deneyimlerinden kaynaklanıyor olabilir. Geçmişteki olumsuz yaşam deneyimlerimiz daha sonraki ilişkimize korku, endişe, güvensizlik olarak yansıyor olabilir. önceki ilişkimizde kendimizi anlatmak için çabalamış fakat anlatamamışsak, paylaştığımız her duygu düşünce bize karşı kullanılmışsa ya da karşımızdaki kendi duygu düşüncelerini bizimle paylaşmamış ve de bundan ötürü kendimizi değersiz hissetmişsek tüm bunlar kendimizi iletişim anlamında kapatmamıza neden olur. Bunu yaparken de karşımızdakini unuturuz, geçmişte bize yapılanların bir benzerini ona karşı sergilediğimizin farkında olmayız.
Kişisel duygu ve düşüncelerimizi ifade etme basit ve kolay olan bir davranış değildir. örneğin küçük yaşlardayken anne babasını kaybetme korkusu yüzünden duygularının ifade etmekten çekinen ç